16 12 2009

Sözleşmesi Bitenler / Seria A

Bundesliga ile başladığımız seriye İtalya ligiyle devam ediyoruz. İtalya liginde kiralama seçeneği oldukça tercih edilen bir yöntem olduğu için sözleşmesi bitiyormuş gibi görünüp heyecan yaptıran bir sürü oyuncu var. Onları eleyince ele avuca alınacak pek fazla oyuncu kalmıyor aslında.


PATRICK VIEIRA
1976 doğumlu Vieira genç yaşının vermiş olduğu enerjiyle 2000'li yılların en iyi orta saha oyuncusu olarak gösteriliyordu. Başedilemez fiziği, sert oyundan yılmayışı ve üst düzey top kullanma kabiliyetiyle 2005'ten sonra yetişen Fransız üst düzey orta saha oyuncularının "Yeni Vieira" olarak lanse edilmesini sağladı. Son bir kaç yıldır sadece agresifliğiyle, gereksiz kart görmeleriyle gündeme geldi. Yinede TSL'de bir takıma gelmesi, Roberto Carlos'un gelişi kadar yankı uyandıracaktır dünyada.

JULIO RICARDO CRUZ
Kendisini ilk gördüğümden beri tipik BJK forveti olarak nitelendiririm. Üzerine en çok Beşiktaş forması yakışır gerçekten. Yaşı 35 olsa da 1 sene oynaması bile yeterlidir. Özellikle Beşiktaş'ın bu sezonki forvetlerinin form durumunu düşünürsek. Sevdiğim bir oyuncudur aslında. Inter'de ve Arjantin milli takımında hep Crespo'nun arkasını beklemek zorunda kalmıştır. İstese atom mühendisi bile olabilirdi.

RODRIGO TADDEI
Benim için bu listenin tavşan kanı çay tadında adamıdır. Gerek orta sahada, gerek sağ kanatta verilen görevleri layıkıyla yerine getirecek kapasitededir. Roma'dan önce oynadığı Siena'da ortalığın tozunu attırmış ve kendisini Roma'da bulmuştur. Yedek kalmayı sorun etmeyecek kadar uyumlu olsa da tabi bu Roma için geçerlidir. Türkiye'ye geldiğinde herhangi bir takımda yedek bekleyecek olursa arızayı çıkarır. Brezilya asıllı İtalyandır. Doğumu olan 1980 yılından beri her iki ülkenin formasını üzerine geçirmişliği yok.


MARK BRESCIANO
Avusturalya vatandaşı olmasından ötürü ekstra sempati ile yaklaştığım bir oyuncu Bresciano. 2003 yılında Parma'ya gidişiyle gündemimize oturmuştu. 20 Milyon € civarı bir bonservis bedeli ödenmişti. Sonra Parma battı zaten. Hani ederi etmezi, o zamanın şartları tartışılır ama şu anda bonservis bedeli ödenmeden alınacak bir Bresciano'ya kimse hayır demez. 1980 doğumlu olması da onu takımlarında düşünenlerin iştahını kabartıyor. İtalya pasaportu olan ve 10 yıldır havasına suyuna alıştığı memleketten ayrılacağını pek düşünmüyorum.


MARIO ALBERTO SANTANA
Hızlı bir kanat oyuncusuna göre tekniği gayet iyi olan Santana 1981 doğumlu. Özellikle sağ açıkta oldukça etkili. Yer yer ofansif orta sahada da oynuyor. Oyuncu değişikliği yapmadan dizilim değiştiren takımlar için tercih edilebilir bir seçenek. Geçen sezon başında yaşadığı ve 6 ay sahalardan uzak kaldığı sakatlıktan sonra bir türlü toparlayamadı. Kendisine de kendini yeniden gösterecek bir takım lazım. Kendisine sabredildiği zaman geri kazanılması çok zor değil. Özellikle Beşiktaş ve Galatasaray taraftarının kendisine ilaç olacağını düşünüyorum.

GORAN PANDEV
Hiçbir şartta oyundan kopmayan Pandev 1983 doğumlu. Balkanların çocuğu olması onun bu inatçı oyun yapısında başrol oynamaktadır. 2001'de Inter'e gidip, oradan her sene bir takıma kiralanması onun verimini düşürmüştür. Oynadığı 5 sezon boyunca Lazio'da fena iş çıkarmamıştır. Baros'a yedek olarak, ya da oyun içinde onu çiftleyen adam olarak bu şartlarda bulunabilecek en uygun adamdır bu hırslı Makedon.


FABIO SIMPLICIO
Zamanında Felipe'nin yerine alınacak edilecek diye gazetelere boy boy çıkan Fabio 1979 doğumlu. Brezilya milli formasını sadece 1 defa giyen Fabio Palermo'da oynuyor. Vücudunu çok iyi kullanıp, enerjisini tamamiyle sahaya yansıtan inatçı yapısıyla orta saha rotasyonunda bulunması gereken tipte bir oyuncu. Ben bu adamın Fenerbahçe'ye cuk diye oturacağını düşünmekteyim. Emre - Fabio orta sahası Lugano ve ekürisinin de işlerini kolaylaştırır.

Dünya Kupası Sanatı : Tablo #5

17 parçalık serinin en beğendiğim parçalarından birine geldi sıra. Gökkuşağı gibi renk renk insanlardan oluşan Afrika kıtası futbol topunun üzerinde duruyor, renklendirme de bu figürle çok uyumlu olunca gayet keyifli bir iş çıkıyor ortaya. İnsanlar Dakar'da doğan Senegalli sanatçı Soly Cissé'nin eserini görüyoruz şu an. Kendisi fazlasıyla üretken bir isim ve bir çok sanat dalıyla uğraşıyor. Soly Cisse hem ressam hem heykeltıraş hem tasarımcı hem de fotoğrafçı. Hem penaltı hem gol gibi bir insan desek yalan olmaz. Bu hoş resmin adı Football Continent ve fiyatı da 150€.

15 12 2009

Haydi Zenit, Haydi Zenit, Haydi!

Bu coşkunun sebebi kendilerinin Mutu'yla ilgileniyor oluşu. Daha önce Mutu ceza aldığında yaptığımız hesapta o cezayı Fiorentina'dan kazandıklarıyla ödemesinin mümkün olmadığından bahsetmiştim. Kendisine Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri yolu gözüküyordu ama Zenit de kısmen yardımcı olabilir kendisine. Fiorentina'da aldığından daha fazlasını kazanabilecektir orada. Avrupa'da kalıp daha fazla kazanabileceği başka bir ülke yok zaten bu şartlar altında. Mutu'nun menajerliğini yapan tanıdık isim Becali ise oyuncusunun transfer yapmasını düşük bir ihtimal olarak gördüğünü söylüyor ve sakatlığının geçmesiyle birlikte kendini bulup iyi oynamaya devam edeceğini ekliyor. İyi mi oynar kötü mü bilemiyorum da bunu Fiorentina forması ile yapmasın mümkünse..

Ayrıca Mutu sakatken de olay yaratmaya devam ediyor. Four Seasons otelinde Libyalı bir adamı dövmüş ve bunu itiraf etmiş. Tabii kulüp de boş durmuyor, ceza gelecek kendisine. İşin ilginç yanı kavgayla birlikte kavganın saati de ayrı bir polemik konusu. Sabaha karşı 03.00 civarı meydana geliyor bu olay ve haliyle yönetim kavgadan ziyade "o saatte dışarıda işin neydi ?" diye sorguluyor kendisini.. Kavgadan yırtsa bile kavganın saati sorun olacak fazlasıyla..

Sözleşmesi Bitenler / Bundesliga

Bu sezon sonunda sözleşmesi bitecek olan bir kaç Bundesliga oyuncusu. Halil ve Hamit Altıntop kardeşlerin sözleşmesinin bittiğini bilmeyeni falakaya yatırıyorlar. Hani listede neden yok derseniz, ondandır. Önümüzdeki günlerde diğer ligleri de ekleyeceğim.


YILDIRAY BAŞTÜRK
1978 doğumlu Yıldıray Baştürk, Bochum ile kendini gösterdikten sonra 2001 yılında parlayan Bayer Leverkusen'in göze batan oyuncularındandı. İlk zamanlarda İtalyan&İspanyol kulüpleri hep peşindeydi, sonra sonra Türk medyası tarafından her sene 3 büyük takımdan birine getirildi. Sonuç olarak Bundesliga dışında bir yere gidemedi ve Milli Takım sayesinde biraz memleket gezdi. Sözleşmesi bitiyor, basına iyi malzeme olacak. Hemen kafamdan bir haber yazıyorum:

"Beşiktaş Yıldıray'ın peşinde! Delgado'nun sakatlığı ve Tabata'nın beklenen formu gösterememesi üzerine Mustafa Denizli Yıldıray'ı istedi. Stuttgart ile pazarlık masasına oturan Beşiktaş'ın en büyük kozu sözleşmesinin sene sonunda bitecek olması. Yıldıray'ı bedava yollamak istemeyen...................."



PIERRE WOME
1979 doğumlu Kamerunlu beki Bologna'dan hatırlıyoruz. Sonrasında 2006-2008 arasındaki Werder Bremen kariyeri de çok kötü değildir. İzlediğim kadarıyla başarılı sezonlar geçirmişti. O eski halinden eser olmasa da şimdi, İyi bir rotasyon oyuncusu olabilir. Hücum özellikleri azalmış olsa da, sağlam bir bektir.


DANIEL VAN BUYTEN
Galatasaray'ın son 5 sezondur peşinde olduğu 1978 doğumlu Belçika'lı stoper. Almanya'da Hamburg ve Bayern Münih'te başarıyla formayı giydi. Kariyerinde Marsilya ve Standart Liege gibi takımlar da var. Uzun boyuna rağmen ayağına da hakim, topu oyuna sokma konusunda sıkıntı çekmeyen bir oyuncu. 5 sene gecikmeyle olsa bile Galatasaray'a gelse, kötü olmaz. Hele ki şu durumda.


RICARDO COSTA
1981 doğumlu Portekiz'li bek oyuncusu Boavista altyapısından yetişip Porto ile başlayan kariyerine Almanya'da Wolfsburg'da devam ediyor.


ARNOLD BRUGGINK
Açık söyleyeyim, Hayatı boyunca bütün transferleri ücretsiz gerçekleşen başka oyuncu bilmiyorum. Yoktur demiyorum ama, ben bilmiyorum. CM 01-02'den sevdiğimiz bir arkadaşımız olmasına rağmen, kendisini çok yükseklerde göremedik. Sırf CM'den sevdiğim adam diye şu listeye alıyorum. Twente-PSV, PSV-Mallorca, Mallorca-Heerenveen, Heerenveen-Hannover 96 bu adamın yaptığı 4 transfer, 4'ü de sözleşme bitmesi sebebiyle ücretsiz. Kimse bonservis ödeyip almamış bu adamı. Biz Türkler tarihte ilkleri çok severiz, bence bir Türk takımı devre arasında 1977 doğumlu Hollandalı'ya 3-4 milyon patlatır. Ne ? Trabzonspor mu ? Hadi Canım !


LUDOVIC MAGNIN
İsviçre'li olmasının kendisine duyduğum antipatiyle alakası yok. Senderos'ta İsviçre'lidir ve çok severim. Bu adama antipatim var ama, oyun tarızını da çok seviyorum. Rakibin sağ açığını kilitlemesinin hastasıyım. İterek, çekerek, döverek ya da söverek... Bir şekilde bunu beceriyor. 1979 doğumlu 2005'ten beri Stuttgart'ta. Her sezon sonunda transfer olacağını bekliyorum ama olmuyor. Underrated bir oyuncu bence. Kişisel problemleri var heralde tipinden belli.


LEVAN KOBIASHVILI
1977 doğumlu Gürcü orta saha oyuncusu 2003'ten beri Schalke 04'te oynuyor. 1998'den beri Almanya'da forma giyen Levan, yaşı gelmiş olsa da üst düzey bir takımda rotasyon oyuncusu olarak 2 yıl rahatlıkla oynayabilir. Hani Galatasaray Caner Erkin'den sol bek ve orta saha oyuncusu yapmaya çalışıyo ya, Levan yapılmışı.


CACAU
1981 Brezilya doğumlu Alman forvet. Uzaktan sert şutları ve bire birde etkili seri oyunuyla dikkatleri çekti. Alman milli takımında 4 kere forma giydi, bu saatten sonra milli takıma geri dönebileceğini sanmıyorum ama, milyon dolar verilen transferleri gördükten sonra, bedelsiz alınacak bir Cacau çok büyük risk değil. Türkiye için tek sorun yabancı kontenjanını dolduruyor olması.


TONI KROOS
1990 doğumlu genç yetenek ! 2006 yılında Bayern Münih tarafından transfer edilerek geleceğin yıldızı olarak lanse edildi. Bayern Münih kadrosu ağzına kadar dolu olduğu için son 2 sezondur Bayer Leverkusen'e kiralanıyordu. Bu sezon sonunda da tahminim Leverkusen ile devam eder. O çoktan anlaşmıştır Leverkusen'le. Ama bi punduna getirip onu alacak Türk takımı 2 yıl sonra transfer rekoru kırabilir. Öyle de bir adam. Almanya'nın genç milli takımlarında 58 kere forma giymişliği var.


KEVIN KURANYI
En az Pires, Kily Gonzalez, Muhammed Zidan, Yıldıray kadar dip dibe olduğumuz, adeta bizden biri Kevin Kuranyi. 1982 doğumlu Kuranyi, bu listede en alınası forvet oyuncusu. Stuttgart'ta 99 maçta 40, Schalke 04'te 144 maçta 61 gol atan bir forvet. 1.90'lık uzun boyuyla hava toplarına hakim, buna rağmen son vuruşlarda etkili bir isim. Milli takımda da 52 maçta 19 gol atması da boş beleş bir adam olmadığını gösteriyor.


ALIAKSANDR HLEB
1981 doğumlu Belarus'lu oyuncu, şu listede ağzımın sulanarak, içim giderek baktığım iki oyuncudan biri oyuncu. Bir Galatasaray'lı olarak tam şu anda takımın ihtiyacı olan bir adam. Yaşı da çok değil. Kewell gibi kendisini yeniden göstermek isterse bekleriz efendim. Kariyerini yazmama bile gerek olmadığını düşünüyorum.


THOMAS HITZLSPELGER
1982 doğumlu orta saha oyuncusu gözlerimi kısarak, umutla beklediğim diğer oyuncu. Çoğu Alman orta saha oyuncusu gibi o da uzaktan çok sert ve isabetli şutlar çekiyor. Ömer Üründül gibi konuşursam, "Defansif yönü çok kuvvetli, hücuma yönelik orta saha oyuncusu" ya da "Ofansif yönü çok kuvvetli, defanse yönelik orta saha oyuncusu" ta kendisidir efendim. Alman milli takımında 2004'ten beri 51 defa forma almıştır aslan parçası.


TIMO HILDEBRAND
1979 doğumlu kaleciyi sırf franchi için koydum. Acaba kendisi ne der? Hildebrand'ı sever mi bilmiyorum ama Leo Franco şu durumdayken hayır diyeceğini sanmam. Stuttgart-Valencia-Hoffenheim kariyerinde forma giydiği takımlar. Arkadaşlarla PES 2009 oynarken karma maçlarda kaleye aldığım isimdir kendisi. Her şeyi geçtim adı güzel.

13 12 2009

Mehter Takımı : Chievo 2-1 Fiorentina

Dağ gibi takım iyice mehter takımına döndü ya ona yanarım ben. İki ileri gittik ya Atalanta ve Liverpool maçlarında, hemen geri adımımızı attık Chievo deplasmanı ile. Maçın başında Chievo hafiften sallamaya başlayıp direkten dönen topla korkuttu ama 5. dakikada öne geçtik Montolivo'nun ceza sahası dışından gelen golüyle. Ancak devamı gelmeyince yine klasik sahneler yaşandı 2-3 aydır olduğu gibi.. Attığımız golün 8 dakika sonrasında(dk 13) gelen Chievo golü maç sonunda kayıp yaşanacağının işareti oldu. Beraberlik golünden 11 dakika sonra da(dk 24) Chievo'nun 2. golü geldi ve maç o noktada koptu gitti. Yapılan ataklar ciddi tehlikeler yaratamayınca Chievo'nun aşırı bir zorlamaya gitmesine gerek kalmadı. Bu sezon tüm hedefler Şampiyonlar Ligi'nde ilerlemek olmalı artık, zira ligde aşırı dengesiz gidiyoruz, yeniden umutlanmak için Beşiktaş misali 4-5 maçlık seri yakalamamız lazım çok çok zor gözükse de... Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'nde bulunacağımıza da ihtimal vermiyorum ben o seri gelmezse. Tek umudum Parma-Bari gibi yeni yükselen ve üst sıralara yerleşen takımların enerjilerini kaybedecekleri ve orta sıralara düşecekleri ihtimali..

Kendi kendimize değil diğer takımların hatalarıyla bir yerlere geleceğiz sanırım bu sezon..

Dünya Kupası Sanatı : Tablo #4

Şu an Hollanda'da yaşamakta olan Güney Afrika doğumlu Marlene Dumas'ın tablosuyla devam ediyoruz. Resimlerinde insanların karakterlerini ön plana çıkarmaya çalışıyor veya doğrudan insan figürünü kullanmayı seviyor ki FIFA için yaptığı bu tabloda da bu belirgin özelliğini yansıtmış. Tablosunun özel bir adı yok, World Cup SA 2010 ismini koymuş tabloya Marlene hanım. FIFA'nın bunu satın almak isteyenlerden talep ettiği fiyat ise 210€.

12 12 2009

Semih Şentürk'ün Kaderi

FM 2010'da Galatasaray ve Arsenal maceralarımdan sonra 3. oyunuma Bursaspor ile başladım. İlk sezon Fenerbahçe ligi 6. bitirdi, ben de 5. oldum not olarak düşeyim. Avrupa kupalarına gidemeyen Fenerbahçe hedeflerini değiştirdi ve takımın başına Hristo Stoichkov getirildi. Yeni gelen efsane Bulgar yıldız forvet hattını elden geçirip Hasan Kabze'yi Rusya'dan İstanbul'a getirdi ve takımın diğer golcülerini Avrupa havası almaları için kiraladı. Güiza'nın Torino'ya gittiği haberi geldi ve ilginçlik bu noktadan sonra başladı : Semih de Torino'ya kiralandı. Fenerbahçe'de yedek oynayan Semih Avrupa'ya doğru yelken açtı ancak değişen bir şey olmadı, Torino çift forvet oynuyor ve Bianchi'nin yanında Güiza görev yapıyor. Semih ilk Avrupa deneyiminde yine kulübeye mahkum oldu yani. Kader denen bir şey varsa en güzel kanıtlarından biri bu olur sanırım. Güiza'nın arkasında yedek beklememek için kaçtı gitti ama yine Güiza'ya yakalandı. Gerçi Güiza'dan sonra imza atıyor ama "bu defa keserim formayı ben kaparım" diye düşündü herhalde.

11 12 2009

Geri Geldik! : Antalyaspor 2-3 Galatasaray

Sanırım bu sezon en çok ihtiyacımız olan şeylerden birini gerçekleştirdik. 1'den fazla farkla geri düşüp maçı çevirmek demek özgüven kazanmak demek, sezonun devamında geri düşülen maçlarda daha büyük azimle ve hırsla mücadele etmek demek. Sadece basit bir galibiyetten ziyade ilerisi için de önemli bir galibiyet olmuş oldu bu. İleride unutmamak için yazının başında Harry Kewell ve Kader Keita isimlerini anıp ellerinden öpüp kendilerini sırtımda dünya turuna çıkarmak istediğimi belirteyim. Bambaşkasınız, bu takımdaki herkesten çok ayrı bir yerdesiniz siz, hiç gitmeyin, hep buralarda kalın...

Maç öncesinde Nonda'nın 11'de olmaması ileride Kewell'ın oynayacağını gösteriyordu. Ancak Kewell'ın daha önce en ilerde oynadığı zaman yeteri kadar etkili olamadığı düşünülünce ufak bir soru işareti zihinlere yerleşiyordu. Neyse ki maç başladıktan sonra Kewell'ın önceki denemelerde olduğundan daha hareketli ve etkili olduğunu görüp rahatladım. Tabii beni esas düşündüren bu değildi, sol bekte Caner Erkin'in olmasıydı. Alparslan Erdem bu takımın kadrosundayken Hakan'ın 1. yedeğinin Caner olması benim canımı sıkıyor bir izleyici olarak. Kariyerinin başlarında forvet oynamış, sonrasında ile sol açıkta ligin en etkili hücumcularından biri olarak görev yapmış bir isim Rusya macerasında ne hikmetse bir anda sol bek olarak evrildi. Koskoca Galatasaray bunu sorgulamadan böyle kritik bir transferi nasıl yaptı hala aklım almıyor. Djiehoua olması gerekenden çok daha tehlikeli geldi bizim solumuzdan. Aslında Caner'in yarattığı o açığı Djiehoua'dan ziyade Kerim'in daha fazla değerlendirmesini beklerdim ama Kerim nerdeyse hiç ileri çıkmadı. Nerede İBB'deki Kerim, nerede Antalya'daki kerim, büyük fark var arada. Gerçi Antalya'yı çok takip etmedim belki bu maça özel olarak ileri çıkmasını istemedi Mehmet Özdilek, onu bilemem. Ayrıca Mehmet Özdilek demişken Fenerbahçe maçında olduğu gibi bu maçı kaybederken de Antalya'daki ilk suçlunun kendisi olduğunu söylemek lazım. 2-0 öndeyken hala 3-4-5. golü aramak Antalya'nın haddini aşan bir şey, Şifo'nun biraz ayaklarının yere basması lazım bu konuda.

İki gol yedik erkenden ve bence iyi de oldu bu. Skor 2-0 olduğunda dakika 60-65 olsa 1 puanı bile kazanamazdık. Erken yenen goller maçı çevirme adına plan yapmak için uzun bir süre veriyordu teknik heyete. Gollerin etkisiyle kötü başlayan oyunu iyiye çevirmeye başlayan takım kulübenin işini de azaltmış oldu. Kewell'ın "geri gelip top yapan forvet" konusunda ders niteliğindeki oyunuyla birlikte yakalanan pozisyon ve gelen gol de işin kaymağı oldu, başka bir deyişle ikinci yarı maçın dönmesi için dev bir adımdı o gol. İkinci yarıda ise Belediye maçının ilk 75 dakikasındaki gibi "istenen" oyunu oynayan Galatasaray vardı. Hücuma rahat çıkıyorduk, orta sahayı kontrol ediyorduk ve ileride önemli pozisyonlar yakalayabiliyorduk. Bunlar olurken savunma yine evlere şenlik durumdaydı. Bariz hatalarla 2 golü yiyen Leo Franco yine kale sahası içerisinde gelen hücumu, daha doğrusu saha içerisinde olan biteni kavramaya çalışırken hem Necati'nin kafası hem de maçın kaderi direkten döndü o anda. 3-1 olsa galibiyetten söz edebilir miydik bilmiyorum ama o pozisyonun ardından kısa süre içerisinde golü bulmamız galibiyeti müjdeliyordu belki de. Skor 2-2 olmuştu ama 3 puanın kokusu iyice yayılmıştı. Şanslıydık ki o 3 puan için gereken gol 2-2'nin 4 dakika sonrasında Keita'nın müthiş inadı ile geldi ve çok erken rahatladık. Bu noktadan sonra geçen haftadan alınan dersler devreye girmeliydi, öyle de oldu. Topu panikle uzaklaştırıp önemli hatalar yapan Galatasaray gitmiş, tek farklı üstünlüğü korurken bile hücumu düşünüp geride top yaparak rakibi sindirmeye çalışan bir Galatasaray gelmişti, tıpkı sene başındaki gibi. Geçen haftaya benzeyen bir diğer nokta da hakemin son 15 dakikada orta sahada gereğinden çok düdük çalması oldu. Üstüne bir de Kewell'ın topu saklarken rakibin ayağından çıkan topa korner vermemesi iyice korkuttu. Çok taze olan kötü anılar böyle canlanınca puan kaybı da mı gelir dedik Leo Franco tehlikesine rağmen ama 3 hafta aradan sonra 3 puanı yeniden toplu halde gördük ve kabus bitti.
Son anlarda hakemden bahsetmişken önce ona geleyim. Son 15 dakikada yine gereksiz düdükler çalındı, faul olmayacak şeylere faul çaldı. İşin ilginci, orta sahada faulle alakası olmayan pozisyonda Antalya'ya faul verdi. Aynı şeyin devamında Caner rakip oyuncuyu düşürdü bizim ceza sahası dışında ancak onu devam ettirdi. Yani bir karar verecekse standardı olmalı, orta sahada olmayan faulü çalıp daha yakında olanı çalmıyorsa(çalamıyorsa değil, çalmıyorsa) hakemin yeteneklerini sorgularım ben. Hep söylemiştim, Deniz Çoban, İlker Meral gibi hakemler ihtiyaçtan ortaya çıkmış yetersiz hakemler diye. Geçen hafta benzer kararları veren Hüseyin Göçek'i sertçe eleştirebiliyorum ama bu saydığım isimleri yetersiz oldukları için fazlaca eleştiremiyorum. Yetenekleri Süper Lig'de maç yönetmeye elvermiyorsa bu o insanların değil Federasyon'un suçudur yerlerini iyi ya da yeterli hakemlerle dolduramadığı için. Deniz Çoban'ı bugün tek konuda takdir ederim o da korner kullanırken Sedat'a doğru bir kart gösterdiği ve benzer pozisyonlarda oyuncuları doğru şekilde uyardığı için. Faullerin ve taç atışlarının yeri konusunda gerekli hassasiyeti gösterdi iki takıma da. Bunun dışında maçta önemli sayılacak iki hakem hatası oldu. İlk hata yediğimiz 2. golden önceki pozisyonda Djiehoua'nın ofsaytının çalınmaması. Top devam etti önce korner sonra gol oldu. Diğeri de tekrarlarını izlememiş olsam da maç anında ve özette gördüğüm kadarıyla Antalya'nın verilmeyen bir penaltısıydı. Orada Caner veya Hakan diye gördüm ben, hangisiydi emin değilim ama biri arkadan müdahale yaptı Antalyalı oyuncuya, hafifçe dokundu ve yere indirdi arkadan, sonra topu aldık devam ettik biz. Başka da ciddi hata göremedim ben ama genel anlamda hakem iyi miydi denirse ne yazık ki evet diyemem.

Geneli bitirip özele gelelim, yani oyunculara.. Bugün maçın başında Mehmet Topal yanında Mustafa Sarp'ı aradı öncelikle. 2-0'ı gördüğümüz ana kadar orta sahada Topal hemen topu buluşturup Arda-Elano ile arasındaki köprüyü kuracak oyuncuyu bulamadı. Barış'tan bunu beklemek hayal olurdu, hayal olarak da kaldı zaten. Neyse ki Topal sezonun en iyi oyunlarından birini oynadı da orta sahamız daha da kötüye gitmeden toparlandı. Son 2 aydır Topal ısrarla eleştiriliyor ama ben son 3 haftadır 2007/2008 sezonundaki Mehmet Topal'ı görüyorum sahada. Her hafta üstüne koyarak ve doğru işler yaparak takımın kilit adamlarından biri olmaya başladı. Dinamo Bükreş'e attığı o efsane gol kendisini yeniden doğurdu adeta. O maçtan bu yana sürekli artan, gittikçe göz alıcı hale gelen net bir performans var ortada. Böyle devam ederse ve Ayhan Akman'dan kurtulup Sarp-Linderoth rotasyonu Topal'ın partneri olarak sisteme yerleşirse savunmayla ilerideki 4 ismin arasındaki o orta ikili sıradışı bir hal alacak. Topu ezdiği, yavaşlattığı, takımın temposuna darbe vurduğu yolunda iddialar aranlarla sonuna kadar tartışırım haksız oldukları yönünde. Mehmet Topal bu takımın merkezinde gayet olumlu işler yapıyor. Nasıl geriye döneceğini, oyunu nereye yönlendireceğini ve ne zaman tek top yapacağını çok çok iyi biliyor. Mehmet Topal yakaladığı bu ivmeyi kısa sürecek devre arasında kaybetmezse sene sonu yeniden Avrupa'nın önemli ekipleriyle adını aynı cümlelere yazdırır.. Bravo Mehmet Topal, eleştirenlere inat mükemmel gidiyorsun..
Bu kadar konuşmuşken Elano konusundaki düşüncelerimi de söyleyeyim bu maça özel olarak. Maç içerisinde kendisini en beğendiğim an Topal ile birlikte orta ikilide oynadığı andı. Hep hayalimdi Elano-Arda ikilisini aynı anda sahada görüp arkada tek defansif orta sahanın önünde bir tanesi git-gel yapan hareketli orta saha diğeri de 10 numara gibi oynarken görmek. Rakibin açık oynadığı bu tip maçlarda orta sahadaki defansif oyuncu sayısını teke indirip Elano-Arda ikilisini aynı anda sahada tutup Elano'ya geride top dağıttırmak ve ileride Arda'yı 10 numara olarak oynatmak hem izleyici için hem de maçın gidişatı için daha mantıklı seçenek gibi duruyor. Konu Elano'dan dağıldı biraz da, şöyle toparlayayım : Bugünkü Elano Galatasaray'a geldiğinden beri en beğendiğim Elano'ydu ve bu şekilde oynadığı sürece kendisini eleştirmem mümkün değil. Geçen hafta pek emin değilim tek maçlık mıydı o performans diye ama daha iyisini oynadı bugün, umarım öyle devam eder.

Leo Franco'ya ve Servet'e de seslenmek istiyorum yazının sonunda. Leo Franco iki tane gol yedi ki Ufuk veya Aykut olsa ikisini de yemezdi. Neden her topa çıkılır merak ediyorum. Bir kaleci top penaltı noktasının gerisine ortalanmışken neden çizgiyi terk edip ileri doğru koşar gider. Bugün yenen gollerde bir numaralı sorumlu Leo Franco'dur. Göstere göstere topu buraya atın dedi ve yedi golleri. Ben böyle bir kaleci istemiyorum, olmaz olsun. Necati'nin direkten dönen topunda da kaleyle alakası yok, yenen gollerde de kaleyle alakası yok, hiç bir ciddi pozisyonda güven vermiyor. Gerçi ciddi olmayan basit pozisyonlarda da güven vermiyor ki.. Atılan basit bir geri pasta veya her insanın tutabileceği basit bir topta bile geriliyorum ben. Bir futbolsever olarak bu adamı çekmeye hakkım yok benim.. Ömrüm boyu Galatasaray'da nice kaleciler eleştirdim durdum ama böyle yeteneksiz bir kaleci görmedim. Orkun Usak bile daha iyiydi bu kalecimsi arkadaştan.. Yazık ya..

Diğer isim Servet'e de değinip "maç yazısı"ndan "maç romanı"na doğru yol alan bu yazıyı noktalayayım. Bu adama Rijkaard veya Neeskens'in geriden uzun toplar atıp oyun kur dediğini sanmıyorum.. Havadan savunma arkasına toplar atıp forvetlere pozisyon yarat dediğini, 40-50 metrelik toplarla oyunu şekillendir dediğini, olur olmaz çalıma yeltenip forvete çık dediğini de sanmıyorum.. Bu özgüveni ve bu hakkı kendinde nasıl buluyor acaba Servet bey ? Bir fikri olan varsa yorum bölümü ardına kadar açık.. Bir insan kendini bu kadar yükseklerde görmesin, bu kadar bulunmaz sanmasın, stoper dediğin basit oynar topu alır ve arkadaşlarına kazandırır.. Ama bizdeki ne hikmetse ölçüp biçip saçma saçma milimetrik pas atmaya çalışıyor.. Böyle olmaz.. Bu dediklerimi yapan stoperler parmakla gösterilirler ve çok çok az sayıdadırlar her zaman. Mesela Popescu böyle bir isimdir, az önce saydıklarımı yapabilmektedir ve zaten bu yönüyle efsane olmuştur. Servet ise ancak basit oyunla başarılı olabilir 2 sene önce olduğu gibi.. Birisinin kafasına vura vura Servet'e bunları anlatması lazım, yoksa işimiz zor...

10 12 2009

İlk Gün Madalya Geliyor!

13. Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası başladı bugün. İlk günde de çeşitli dallarda elemeler ve finaller vardı. Sabah saatlerinde 200 metre sırtüstü elemelerinde Derya Büyükuncu kendisine ait Türkiye rekorunu 2 saniye geliştirip finale adını yazdırmış. 10 sporcu katılacak finale, Derya Büyükuncu'nun derecesi en iyi 4. derece şu an için. Sabah kırdığı Türkiye rekorunu bir kere daha kırması lazım madalya için, şimdilik gözüken bu. Derya Büyükuncu bugün(10 Aralık) saat 17.22'de final yüzecek, yerinde izlemek isteyenler için bilgi olsun. Benim TV başında takip etmek zorunda olanlar ise TRT3'ün gece 00.05'teki yayınını beklemek zorundalar, canlı yayın ne yazık ki yok, haber sitelerinden her şeyi öğrendikten sonra madalya gelirse sadece tekrarlarını izleyebileceğiz. Sabah elemeleri yayınlamışlardı ancak öğleden sonra Meclis TV'ye dönüşüp şampiyonayı bir kenara koyacaklar.

Yüzme Federasyonu Başkanı Ahmet Bozdoğan geleceğin milli takımı ile katıldıklarını iddia etse de ilk gün alışılmış haberlere sahne olmakta. Her fırsatta Derya Büyükuncu'yu eleştirmeye kalkarlar ancak Derya Büyükuncu isminden başka başarı haberi okumadık ilk günde. Bu ülkede yüzme sporu o kadar aciz durumda ki sporcularımız Türkiye rekoru kırıyor ama elenmekten kurtulamıyor. Zaten erkeklerdeki Türkiye rekorlarının önemli bir kısmının bayanlardaki dünya rekorlarından daha kötü olduğu bir ülkedeyiz, neden şaşırdım ki ben? Rekor kırmasına rağmen elenen sporcular var ve bunlardan "geleceğin takımı" diye bahsediliyor.. Bir gelecekten bahsetmek için 25 yıldır Derya Büyükuncu isminin yanına bir kaç tane daha isim ekleyebilirdiniz ya da gençlerdeyken kırmadık rekor bırakmayan Derya'yı sadece uluslararası madalyalı değil Olimpiyat madalyalı bir yüzücü yapardınız.. Neyse yine konuşmaya başlarsam çok çok uzayacak..

İşte NTV'den aldığım satır başları :

- "Rusya, 4x50 metre karışık bayrak kategorisinde İtalya'ya ait olan dünya rekorunu 83 salise geliştirdi. Türkiye ise elemeleri geçemedi."

- "13. Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası'nda bayanlar 200 metre bireysel karışık seçmelerinde Ceren Dilek ve Gizem Bozkurt elendi."

- "13. Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası'nda erkekler 100 metre kurbağalama seçmelerinde Ömer Aslanoğlu, Türkiye rekoru kırmasına rağmen elendi."

- "13. Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası'nda bayanlar 200 metre kelebekte Yasemin Rosenberger, Türkiye rekoru kırmasına rağmen finale kalamadı."

Ülkenin rekoru final yüzmek için girilen elemelerde 30-40 sporcu arasındaki en iyi 10 dereceden biri bile olamıyor.. En iyi olmasını bekleyen yok, o olursa zaten adınız Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Rusya oluyor, Türkiye olmuyor. Ancak 3 tarafı denizlerle çevrili ve nüfusunun önemli bir kısmı sahil kesimlerinde, deniz kenarlarında yaşayan bir ülkenin sporcusu ülkesinin rekorunu kırarak havuzdan çıkıyorsa en azından 10. sırayı alıp final yüzebilmeli..

Futbolla kafayı bozamadım ama futbolun yapamadığını yüzme yapacak bu gidişle.. Yüzme diye diye çıldırmaktan korkuyorum..

Ekleme, Saat 17.30 : Derya Büyükuncu finalde 5. oldu, Türkiye rekorunu bir kere daha kırması gerekiyordu madalya için, yapamadı o kadarını.. 50 ve 100 metre sırtüstü finalleri kaldı geriye, 1 tane bronz bile alsa bazılarını susturmak için yeterli olacak..

Dünya Kupası Sanatı : Tablo #3

3 numaralı tablonun sahibi Kamerunlu ressam Barthélémy Toguo. 1967'de Kamerun'da doğan Toguo yurtdışında eğitimini tamamlayıp Almanya'ya yerleşiyor. Ancak hayatını Paris'te geçiriyor bu aralar. Görüldüğü üzere biraz göçebe gibi bir yaşam tarzı var kendisinin, FIFA'nın tanıtımlarında bahsettiği özelliği de bu zaten; kendi içerisinde çeşitli kültürleri yaşayıp bunları Afrika ile harmanlıyor olması. Dünya Kupası temasıyla yaptığı tablosunun adı Color Your Life, fiyatı ise 170€.

09 12 2009

Rüya Gibi : Liverpool 1-2 Fiorentina

Haftasonu maç öncesi bahsetmiştim Atalanta maçından. O maç oynanırken Marmaris'ten İzmir'e doğru yol almakta olduğum için izleyememiştim. Ancak o maçtan sonraki teoriler kısmen gerçek oldu, 4 takım 24 puana geldi, 4. sıradaki Parma ise 25 puanda. Bir anda yeniden ilk 4'e doğru dev bir adım attık. Pazar günü gelen 3 puanın ardından Liverpool maçı benim gözümde bir kayıptı, ancak sürpriz bir şekilde Şampiyonlar Ligi'nde grup aşamasının en başarılı takımlarından biri olarak lider çıktık puanımızı 15'e yükseltip. Açık konuşayım maçı izlemedim bile, ümidim olmadığı için daha heyecanlı olan Kiev-Barça ve Inter-Kazan maçlarına verdim kendimi. Hatta livescore.com'u bile kapattım dakika 89'da "ne de olsa 1-1 bitti" diyerekten.. Son anda baktım ki Gilardino kendine geldiğinin sinyalini iyice vermeye başlamış, bu sene duraklıyor mu derken grup liderliğini getirivermiş 90. dakikada. Yazının bu noktasında TV'de özetler başladı, özeti izleyip ona göre yorum yapayım az çok..
Daha maçın başında Santana Agger'i fena yakalamış da top fazla hızlıymış. Ayrıca daha ilk anlarda gördük ki Montolivo da geçen sezonki performansına dönüş sinyali vermiş. Karşısında Gerrard varken iyi bir performans sergilemiş doğrusu. Ayrıca sezon başından beri neden De Silvestri diye kendimi parçaladığımı da bu maçın özetini izleyen herkes çok iyi anlayacaktır. Comotto ile De Silvestri'nin arasında dağlar, denizler, okyanuslar var.. De Silvestri her zaman ilk tercih olmalı. Ayrıca ilk yarı neredeyse tek kale oynamışız, Liverpool belki de ilk ciddi atağında golü bulmuş Benayoun ile. Neyse ki kaptanlık bandını taşıyan Jorgensen ikinci yarıda çok geç kalmadan golü bulmuş, asist Gilardino'dan geliyor onu da not düşelim. Ayrıca ilk yarı nasıl biz etkili olduysak ikinci yarı da Liverpool bizim kaleye yıkmış maçı. Liverpool inatla golü atamayınca da 2. golü atıp liderliği kapıyoruz bir anda. Golde Vargas'ın fizik gücünü iyi kullandığını görüyoruz, hoş gerçi Darby'ye karşı kullansa ne olur kullanmasa ne olur diyeceksiniz, haklısınız.. Topu iyi alıp hızlanıp Gilardino'ya "atamazsan seni döverim" dercesine bir asist yapmış, Gilardino'nun da dayak yiyecek hali yok, atmış golü kaleciyi terste yakalayıp.. Ayrıca attığımız iki golün de kendi taraftarımızın önünde olması hoş olmuş.Mış, miş diye diye maç anlattık ama maçla ilgili yazı yazarken özete denk gelince böyle oluyor.. Bundan sonra gözler kura çekiminde olacak ki Fiorentina'nın bu golü Galatasaray'ı da ateşe attı bir anlamda. Liverpool Avrupa Ligi'nde 2. torbaya düştü bu mağlubiyetle, böyle olunca da Galatasaray ve Fenerbahçe ile eşleşme ihtimali belirdi.. Umarım bir aksilik çıkmaz, Liverpool'u bir kez daha İstanbul'da görmeyelim..

Ayrıca geceye dair bir ilginç not da Sinan Bolat'ın hem takımını kurtarması hem de ülkesi Türkiye'nin ülke puanı yarışına katkıda bulunması oldu. Sıralamadaki rakiplerden Hollanda'nın bir takımını 90+5'te attığı golle yıktı ve Alkmaar'ın sezonun geri kalanını Hollanda içerisinde tamamlamasına sebep oldu.

Neyse.. Öyle veya böyle sezonun en kritik anında 3 gün arayla alınan 2 galibiyet Fiorentina'nın geleceğini aydınlattı. Şampiyonlar Ligi'nde 15 puanlı liderlik hiç hesapta olmayan sürpriz bir başarıydı hiç şüphesiz.. Hem lig hem avrupa hep böyle gitsin sezon sonuna dek, ritm tutturalım da gerisi kolay iş.. Biraz bol fotoğraf oldu ama anlayış gösterirsiniz umarım, maç fotoğrafları çok hoştu, ayrı bir post atmak istemedim 3-4 fotoğraf için..

Asıl Sana Ne Oluyor Eski Açık ?

Gecen senelerde sabahin korunde Biletix sitesinde bilet almak icin gecirilen cinnetler sonrasi, cekilecek dert degil diyerek, Eski Acik'tan kombine aldim bu sene.. Rijkaard'in etkisi de tartisilmaz ama konumuz bu degil.. Biraz Galatasaray tribunlerinden bahsetmek lazim bence sezonun ilk yarisi biterken..

Sezon basinda Ali Sami Yen yapilan transferlerin etkisi en cok hissedilen yeri olmustu.. Bir cok bu mac dolmaz tribunler diye tahmin yuruttugum macta tribunlerin tamaminin dolmasi cok sevindirmisti beni.. Hatta Sivasspor maci disinda oyle rahatsiz edici bosluklarin oldugu mac hatirlamiyorum..

Tribunlerin dolmasi ozellikle Kapali'nin tamami ve Eski Acik'in buyuk bolumunun kombine olmasiyla dogrudan iliskili tabii ki.. Yonetimin yerinde bir hamlesi olarak yerini aldi bu sene basinda, birde Eski Acik'in ustu kapaninca Eski Acik ve Kapali her mac dolu oluyor.. Buraya kadar her sey guzel, bundan sonrasi sene basi Eski Acik'a gelen ultrAslan ile ilgili.. Bu yazida koreografi konusunu ayri tutarak yaziyorum ultrAslan icin..

Kadikoy'de hangi mac ne kadar dolu olursa olsun bir hakemi ve rakibi baski altina gelenegi vardir.. Hakemlerin tercihlerini ev sahipleri lehine kullanmasi gibi ufak durumlar Kadikoy icin sonuna kadar gecerli.. Bundan hakemler Kadikoy'de yanli mac yonetiyor anlami cikartilmasin zira Saracoglu'nun en ozendigim noktasidir bu macin icinde olma mevzusu..

Inonu'ye bakinca rakip ve hakemin bu kadar baski altinda olmadigini goruyoruz.. Hakeme tepkilerini esprili sloganlarla dile getirirler cok damarlarina basilirsa.. Inonu'de oncelik kendi takimini ateslemek uzerine kuruludur.. Saldir ve gol at temali tezahuratlar, cok bagirmaninda bazen ise yaradigini bize gostermistir ki iyi kotu etkisi ayri tartisma konusudur..

Gelgelelim Ali Sami Yen'de bu iki olgunun zerresine rastlayamiyoruz malesef.. Ne hakem etki altinda kaliyor ne rakip.. Ne de Galatasaray aska gelip oyunu rakip alana yigiyor.. Bir garip besteler, macla alakasi olmayan adamlar.. ultrAslan adi altinda maca arkasini donup seyirciye el kol sallayan "cocuklar".. 90 dakika boyunca arabesk soylemekle buyuk tribun yarattigini sanan akilsizlarin, Sami Yen'de alinan 3'u lig, 1'i avrupa, toplam 4 beraberlikte buyuk rol oynadigini dusunuyorum..

Son PAO & Belediye maclarindan bir iki skandal ornek vermek gerekirse mac oncesi "Kapali noluyor sesin niye cikmiyor" slogani atildi.. Yahu mac oncesi niye bagirsin adamlar salak gibi.. Daha futbolcular bile isinmaya cikmamis bu nasil bir zihniyet.. Mac 1-0, Belediye frikik atiyor "Sen var ya sen" soyleniyor.. Ve bana gore verilecek en guzel ornek; Belediye macinda Arda'nin oyundan cikis anidir.. O bagirmadigi icin elestirilen Numarali ve Kapali, tamamen ayaga kalkarak Arda'yi alkislarken, Eski Acik'ta tam hatirlamiyorum ama "Senin icin sevgilimi terkettim" temali bir sey soyleniyordu.. Bu tam bir tribun skandalidir bana gore.. Maci yasamak yok.. Anlik tepkiler sifir(Kapali ve Numarali haric biraz).. Maca girenden-cikandan haberler sifir, oynayandan, pas verenden, sut cekenden bihaber.. Cidden bu durumda Ali Sami Yen atmosferi artik.. Kutay Sivas macindan sonra; "En direk vurusu Kapali aldirtti resmen" demisti.. Ben eminimki mac adam gibi yasansa daha neler cikar ortaya.. Belediye macinda o verilmedi dedigimiz korneri biraz da taraftar verdirecek..

Anlatmak istedigim; hem takim oynamiyor diyoruz, hem de hakemlerden yakiniyoruz ama ne hakem ne de takim kendini Ali Sami Yen'de hissetmiyor galiba.. Butun amacimiz Kapali'yi Eski Acik'a uydurmak.. Ama unutmayalim ki her zaman Aciklar Kapali'ya uyar..

07 12 2009

Acayip Şeyler

5-6 aydır daha güzel bir Türk grup dinlemedim sanırım.. Blogda da daha evvel yer vermemişim çok şaşırdım kendime.

luxus - acayip şeyler :

düşündüm zararın neresinden dönsem?
etrafıma milimetrik çizgiler mi çeksem?
benim tanrımın son duaları bunlar
bir koşu ölülerimi gömüp de gelsem

bana birşeyler oluyor
acaip şeyler oluyor

hanginiz gördünüz önceden mavi kafalı bir fil?
belki hanginiz atmosferden benim kadar rahatsız?
şimdi kırıp dizlerinizi oturun bakalım yerlerinize
zaman geçirmeden başlayın siz de son duanızı etmeye

bana birşeyler oluyor
acaip şeyler oluyor

Dünya Kupası Sanatı : Tablo #2

Seri 2. tablo ile devam ediyor. Gördüğünüz eser Hassan Musa'ya ait. Sudan doğumlu Hassan Musa bir çok dalda iş yapan bir sanatçı ve sanat eleştirmeni. Modern Sudan ve Afrika sanatının önde gelen isimlerinden biri. Musa'nın The Good Game isimli bu eserine sahip olmak için cepte bulunması gereken miktar ise 170€.

Fatih Solak Galatasaray'da

Haberi salsabasket'ten aldım. Twitter'da görünce ne pazartesi bulanıklığı kaldı, ne de başka bir şey. Salsa daha iyi bilir gerçi de şu zamanlarda yerli oyuncu olarak kadroya katılabilecek çok iyi bir alternatif. Özellikle Galatasaray için. Yerine düşünülen Asım Pars'tan kat kat yararlı olacağını düşünüyorum.

Her şeyi geçtim yüreğiyle oynuyor bu adam, seviyor oynadığı takımları.

Fatih geldi ya, biz de 8 sayı 6 blok 9 ribaunt gibi değişik istatistiklere hazır olalım.

Adım Adım Jabulani'nin Doğuşu

2010 Dünya Kupası'nda 64 maç boyunca filelerle buluşmasını bekleyeceğimiz o topun yapım aşamasını içeren hoş bir video.

Her zamanki gibi YouTube'a ulaşamayanlar için videonun orjinal linki geliyor : http://www.youtube.com/watch?v=LqEJUXmAN3Y

06 12 2009

Engelleyemeyeceksiniz!

Maç yazısı yok bugün, zira yazılacak her şeyi Hüseyin Göçek açık açık yazdı. Son zamanlarda bir çok maça tanık olduk hakemlerin maçın skorunu ve sonucunu etkilediği, ancak böylesi bir skandala yakın tarihte ilk kez tanık oluyorum..

Bir görev bundan daha iyi yerine getirilemezdi zira..

Galatasaray'a diyecek bir şeyim yok, ben takımımı beğendim, Panathinaikos maçında ne kadar lazımsa o kadar oynadı takım, bugün de aynı şekilde oynuyorduk ta ki 75'te hakem forması ile gezen kişinin "Galatasaray galip gelecek galiba ?!?" diye aklında şimşeklerin çaktığı ana kadar.. Yoksa dedim ya, takımla ve futbolla ilgili tek bir derdim yok. Golü atamasak, normal oyunumuzu oynarken bir ters topta golü yiyerek galibiyeti ve liderlik fırsatını elimizden kaçırsak tek kelime etmezdim burada, yaşananları "futbol" penceresinden bakarak eleştirir geçerdim.. Ancak sahada hakem adı altında gezen kişi bugün sahadaki futbolu açık ve net şekilde öldürmüştür.

Bugün yaşananlara ister tetikçilik ister hırsızlık deyin, size kalmış orası..

Maçla ilgili daha fazla şey yazmayacağım için de buradaki okuyuculardan tek tek özür dilerim. Kusura bakmayın lütfen, yazacaklarım hakaret boyutuna ulaşabilir hatta onu da aşabilir diye korkuyorum.

Ekleme, saat 23.05 : "Adam" denen şey böyledir, hakeme hakaret etmeden ayar vermektir bu, hepsinden önemlisi "içten" olmaktır, haddini bilmektir bu.. Helal olsun Mustafa Sarp..

"Ben Premier Lig'i seyredince futbolculuğumdan utanıyorum, yemin ediyorum utanıyorum.. Hırs var, mücadele var ama hakem oraya bakmıyor bile.. Ben futbolculuğumdan utanıyorsam hakemlerin de oraya bakıp haydi haydi utanması lazım.."

05 12 2009

Dünya Kupası Sanatı : Tablo #1

3 post önce bahsettiğim gibi Dünya Kupası öncesi FIFA'nın resmi olarak satışa sunduğu bu tabloları sıralamaya başlıyorum.

İlk tablonun ressamı William Kentridge. Kendisi Güney Afrikalı bir ressam, 1955 Johannesburg doğumlu. İlk eserini 1979 yılında tamamlayan sanatçı dünya çapında filmleri, animasyonları, çizimleri, resimleri, tiyatro oyunları ve opera prodüksiyonları ile ünlü. İşe başladığı ilk zamanlarda oyunculuk da yapıyormuş kendisi.

Resme bakınca da anlaşılacağı üzere tablonun adı Bicycle Kick, buna sahip olmak isteyenler ise 210 €'yu gözden çıkarmak zorunda.

Şampiyona Öncesi Skandalın Ucundan Döndük

1999 yılındaki Avrupa Yüzme Şampiyonası'ndan sonra ilk kez yüzme sporunda ciddi bir organizasyona ev sahipliği yapacağız 2009 Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası ile. Yapacağız yapmaya da daha şampiyonanın başlamasına 1 hafta kala skandala imza atmaktan son anda kurtulduk. Sporcu isimlerini bildirmek için son gün 1 Aralık 2009 olmasına rağmen ayın 3'ünde hala listeyi bildirmemiş Türkiye Yüzme Federasyonu. Avrupa Yüzme Birliği(LEN) de durumdan şüphelenmiş, ev sahibi ülke nasıl olur da sporcu ismi bildirmez diye. Katılımcı olan 39 ülkenin arasında Türkiye yokmuş yani listeler verildiğinde. LEN ilk kez bir ayrıcalık tanıyarak 3 Aralık 2009 günü Türkiye'nin listesini kabul etmiş yasal sürenin aşılmasına rağmen. 10-13 Aralık tarihlerinde düzenlenecek şampiyonada 28 sporcuyla yarışlara katılacağız bu aksaklığa rağmen.

Yüzme Federasyonu Başkanı Ahmet Bozdoğan bu karışıklıkla ilgili bir şeyler söyledikten sonra ekliyor : Geleceğin milli takımını oluşturduk, ayrıca Derya Büyükuncu ve Serkan Atasay'dan madalya bekliyoruz.

Sayın Bozdoğan'a sormak isterim : Bu adamlardan madalya beklemeyi hakedecek ne yaptınız 20 yıldız ? 5 tane Olimpiyat yaşamış sporcunuza 20 koca yılda ne verdiniz de hala utanmadan madalya istiyorsunuz ? Turnuvalar, şampiyonalar ve Olimpiyatlar başlayacağı zaman "madalya bekliyoruz bu kez" demekten fazla katkınız oldu mu ? Bir tanecik sponsor bulun diye haykıran Derya Büyükuncu için kaç kere somut adım attınız ? Veya bu sporcuların isteklerini karşılamayı düşündünüz mü ?

Yüzme konusunda son 20-25 yıldan günümüze kadar her yönetim suçludur 5 tane Olimpiyat gören sporcumuz kariyerinin sonunda hala "1" tanecik madalya için kendini parçalıyorsa..

Derya ve Serkan isimlerini zirvede görür müyüz bilmiyorum da, benim tek istediğim şey Derya Büyükuncu'nun pes etmeyip Londra'da da havuza dalıp sırtüstü yüzmesidir. Dünya tarihinde belki de bir daha görülmeyecek bir şeye tanıklık edeceğiz çünkü, 6 kere Olimpiyat'a katılan ilk ve tek sporcu olacak Derya Büyükuncu. Madalya ile geçemediğimiz tarihe belki böylece geçeriz ve Derya Büyükuncu ismi de ölümsüzleşmiş olur, yüzme sporunu içler acısı hale getirenlere verilecek tokat gibi bir cevap olur...

04 12 2009

Dünya Kupası 2010 : Gruplar

Ne bir "Ölüm Grubu" var bu kez, ne de dikkatleri çekecek güzel bir eşleşme.. Vuvuzela sesi ile çileye dönüşmesi kesin olan Dünya Kupası'nda grup kuralarından da dişe dokunur bir şey çıkmadı. Zaten Dünya Kupası gibi bir organizasyonda seribaşı sistemini uygulayanlarda sorun var, hiç anlamam bu kupada neden seribaşı kavramının olduğunu. Koy 32 takımı aynı torbaya sırayla yerleştir gruplara. Kulüp düzeyinde kıtasal bir turnuva değil ki bu, tüm dünyanın kupasından söz ediyoruz. Şampiyonlar Ligi'nde risklidir seribaşı olayına girmemek ama burada yapın gitsin ne olacak ki. Aynı grupta Brezilya ve Arjantin'i göreyim ben. Her grupta her kıtadan bir takımı izlemek zorunda değilim ben.

Fransa konusuna ise hiç girmiyorum, sahtekarlıkla dahil oldukları kupada çekebilecekleri en kolay grubu çektiler belki de. Meksika, Uruguay, Fransa ve Güney Afrika FM 2010 oynarken bile aynı gruba düşseler "Oyun da kendini iyice bozdu ha" derim ve çemkiririm kendimce. Beni ilgilendiren tek olay takımımda oynayan iki oyuncu Elano ve Keita'yı karşılıklı izleyecek olmam..

Neredesin Romanya, neredesin Bulgaristan, neredesin İsveç, neredesiniz hepiniz ??? Çocukluğumu geri getirin bana.. 94'ü getirin, 98'i getirin..

  ©Artemio Franchi. Template by Dicas Blogger.

TOPO